Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini...
Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..
Nietsche
Bir yöreye, kente hatta bir ülkeye kimlik kazandıran değerlerin başında, o ülkenin köklü kurumları gelir. Söz konusu kurumlar, ülke değerlerinin ve folklörünün somutlaşmış bir ifadesidir. Bugünü geçmişe bağlayarak; bir başka ifadeyle, geçmişi günümüze taşıyarak bize tarihimizi anlatır.
Ali Muhittin Hacı Bekir bunun ilk ve en somut örneğidir. Kadıköy’deki dükkanına sık sık giderim; öğrencilik yıllarında Beyoğlu dükkanına uğrar Demirhindi içerdim. İstanbul’lu olduğumu bu isimler sayesinde hatırlıyorum ve İstanbul’u bu şekilde yaşamaya çalışıyorum.
Kadıköy’deki dükkanda otururken gözünüze duvardaki eski Türkçe faturalar; gerek Osmanlıca ve gerekse Fransızca diğer belgeler, Padişah tarafından düzenlenmiş ve Tuğra ile tescillenmiş takdirler göze çarpmaktadır. Eski fotoğraflar ve resimler de beni etkiliyor. Daha önceleri masalarda kısa tarihçe yazılı servisler vardı, şimdi kaldırmışlar; ancak tekrar konmasını arzu ediyorum, bunun için bir şeyler yapabilir miyim bakacağım.
Dün uğradığımda 2007 yılından Türkçe bir belge gözüme çarptı: “........her türlü ekonomik sıkıntıda, verginizi ödemek konusunda göstermiş olduğunuz duyarlılık için teşekkür ederiz” türünden bir yazıydı, Vergi Dairesi tarafından düzenlenip verilmiş.
Düşündüm de, Ali Muhiddin Hacı Bekir faaliyete başladığında Fransız Devrimi daha olmamıştı. Türkiye’ye matbaa henüz gelmemişti. Sanayi Devrimi’nin başlangıcı 1769 olduğuna göre, 1777 yılında faaliyete başlayan Ali Muhiddin Hacı Bekir’i Türkiye’nin ilk sanayicisi sayabiliriz.
Tarihe tam anlamıyla tanıklık etmiş bir kuruluştur Hacı Bekir; hatta tarihe meydan okuyan. Kaç Padişah görmüş, Ülkenin işgalini ve Cumhuriyet’in kuruluşunu yaşamış... Bunlar saymakla bitmez. Herhalde nice ‘ekonomik krizler’e de tanımlık etmiştir. Her şeye rağmen Ali Muhiddin Hacı Bekir ismi abideleşmişse, bu konuda çok düşünmek gerekir.
Ali Muhiddin Hacı Bekir faaliyete başladığı yıllarda I. Abdülhamid padişahtı; 1774 yılında tahta oturmuştu. Devlet harp içindeydi. Osmanlı toprak kaybediyordu. Ülkede asayişten eser kalmamıştı. Anadolu’da ve Rumeli’de eşkıyalar hakimiyet kurmuşlardı. I. Abdülhamid cephelerden gelen kötü haberler nedeniyle hastalanmış ve felç olmuştu ve altmış beş yaşında da vefat etmişti.
Ali Muhiddin Hacı Bekir ilk işe başladığı yıllarda ülke hiç de güzel günler içinde değildi; ancak kendisi o günleri; hatta yüzyılları tatlandırmaya inanmıştı. O günlerde sadece ekonomik değil, her türlü kriz zirveye doğru tırmanıyordu. Üstelik Ali Muhittin Hacı Bekir İngilizce de bilmiyordu, ABD’yi de görmemişti, yanında çalışanlar da o türden niteliklere sahip değillerdi...
Ali Muhittin Hacı Bekir Avrupa ve Amerika’yı bilmiyordu; ancak onlar Hacı Bekir’i öğrendiler; zira ‘Şekercilik’ dendiği zaman akla ilk önce Hacı Bekir ismi gelir. 1777 yılında Sirkeci-Bahçekapı’da faaliyete başlayan Hacı Bekir’in bu ilk dükkanı iki yüzyılı aşkın bir süredir aynı faaliyeti gösteren tek işyeridir.
19. yüzyılda bir İngiliz’in satın aldığı lokumları ülkesine götürmesi, Türk lokumunun Avrupa’da ‘Turkish Delight’ olarak tanınmasını sağlamıştır. Fransa ve Balkan’larda ‘Lokoum’ olarak tanınmış ve dünya şekercilik literatürüne girmiştir.
Bahçekapı merkez mağazasının yanı sıra, zaman içersinde Karaköy, Tepebaşı, Pangaltı, Çarşıkapı, Beyoğlu, Parmakkapı ve Kadıköy şubeleri açılmıştır. Ayrıca Mısır’ın Kahire ve İskenderiye şehirlerinde şubeleri kurulmuştur.
Malta'lı ressam Preziosi tarafından resmedilmiş şekerci Bekir Efendi'nin suluboya resminin aslı Louvre Müzesindedir; resmin reprodüksiyonu ise 214 numara ile Topkapı Sarayındadır.
Günümüzde beşinci neslin işi sahiplendiği Hacı Bekir firmasının Amerika, Japonya, Güney Afrika, Mısır, İngiltere ve Fransa'da temsilcilikleri bulunmaktadır.
Hacı Bekir, halen Türkiye’nin en eski firması olarak faaliyetini sürdürmektedir.
Sonsuza dek sürdürmesi dileğiyle.
www.mncon.com
info@mncon.com