Kaygılanmayın
“.....Gökte uçan kuşlara bakın! Ne eker, ne biçer, ne de ambarlarda yiyecek biriktirirler. Göksel Babanız yine de onları doyurur. Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz? Hangi biriniz kaygılanmakla ömrünü bir anlık uzatabilir?.....O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter.”
İncil’den ( Lukas 12:22-31)
Yazının başlığını bir arkadaşım attı. Dün uzun saatler birlikteydik; sonra eşim de geldi arkadaşımın balkonunda yemek yedik ve sohbet daha doyumsuzdu. Daha doyumsuzdu diyorum, zira ikimiz de “ikna edilemez iyimserler” takımındanız; bu nedenle doymak gibi bir kaygımız yok herhalde. Güzel sohbet sırasında söyledi arkadaşım: ”İncil’de okumuştum ‘Kuşların darı ambarı mı var?’ diye yazıyordu.” Dedi. O kadar hoşuma gitti ki: “Yarın bu konuda yazacağım” dedim. Eve gelip kutsal kitapları karıştırdım ve İncil’den ilgili bölümü bulup, özetledim ve yazıya onunla başladım.
Konu malum, ekonomiyle başladı. Benim bazı cilt ve baskı işlerim vardı, arkadaşımın kendi işlerini yaptırdığı yere gittik ve gerekli istişarelerden sonra siparişleri verdik. Sonra bir yere ourup çayımızı içerken sohbet sırasında: “Parayı ve yaptığın masrafı düşünme, verdiğin müddetçe kazanacaksın. Dükkandan içeri girdiğimizde, adamcağızın gözlerinin nasıl parladığını görmedin mi? İnsanlar senin iş yapıp kazanmanı istiyorlar, hem de yürekten. Pozitif elektriği hissetmedin mi?” Farklı düşünmüyordum. Pozitif elektriği ben de hissettim. Şunu da hissettim ki, pozitif elektrik yaratmak bizim elimizde; bunun için gerekli olan ise, çok küçük bir adım. Aynı bizim yaptığımız gibi, dükkanın kapısını açıp, içeri adım atmak. O adımın neden olduğu pozitif elektrik çarpan etkisiyle yayılıp ve evreni sarabiliyor; aynı çölde kanatlarını çırpan kelebeğin neden olabildiği fırtına gibi.
Ünlü Gürcü ozan Shota Rustaveli’nin (1172-1216) bir deyişini çok severim:
“Yalnızca verdiklerin, gerçekten senin olur; sakladıkların ise kaybolur.”
Bu konuda 9. yüzyılın iki tasavvuf bilginin sohbeti de oldukça çarpıcı; söz konusu sohbeti, daha önce ‘Kazan-Kazan(ma)’ başlıklı yazımda da vermiştim; ancak bu tür sözlerin tekrarında sakınca olmadığını düşünüyorum. Sohbet şöyleydi:
Şakik: Sizin yaşama ilkeniz nedir?
İbrahim Ethem: Bulunca şükrederiz, bulamayınca sabrederiz.
Şakik: Onu bizim Horasan’ın köpekleri de yapar. Bulamayınca şükretmeli, bulunca dağıtmalı.
Güncel konu, Türk Ekonomisi’nin bu yılın ilk üç ayında yüzde 13,8 küçülmesi. Aslında bu yaşandı, bitti ve geride kaldı. Tabii ki sancılarını oldu. Ancak o sancıları bugün yeniden gündeme getirmek bizleri refaha çıkarmayacak. Bırakalım dün dünde kalsın; Mevlana’nın dediği gibi: “.......Her şey dünle beraber gitti, can cazım; şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
Her sıkıntının ve sancının bir doğum habercisi olduğuna inanıyorum. Söz konusu sıkıntıların ve sancıların öncesi de var mutlaka; zira nedensiz hiçbir sonuç olamaz. Aynı bir annenin çocuğunu dünyaya getirirken çektiği dayanılmaz sancılar gibi, benzer sancılı günlerin içinden geçiyoruz. Sonrası mutlaka güzel olacak. Aynı, dayanılmaz sancıların sonunda yavrusunu kucaklayan annenin yaşadığı mutluluk gibi, bizlerin de yarınları çok daha güzel olacak; zira hep böyle oldu.
Şunu unutmayalım ki, doğumlar doğaldır; ancak doğal olan her doğum da sancılıdır.
www.mncon.com
info@mncon.com